Kedimi ilk kez veterinere götürdüğüm günü hâlâ hatırlıyorum. Taşıma çantasını salonun ortasına bırakmış, "hadi bakalım gir içeri" demiştim. Yarım saat sonra kanepenin altından çıkarmaya çalışırken kolumda üç çizik, üzerimde ter, elimde de kaçırdığım bir randevu vardı. O gün anladım ki veteriner ziyaretinin zor kısmı muayene değil, evden çıkana kadar geçen kırk beş dakika.
Hayvanların çoğu için taşıma çantası, araba ve klinik kokusu tek bir zincirin halkaları. Çanta çıktığı an "iğne olacağım" mesajını alıyorlar. Bu çağrışım bir kez kurulduktan sonra kırmak aylar alıyor. Üstelik stres sadece psikolojik değil: gerilmiş bir hayvanın nabzı ve solunumu yükselir, bazı kedilerde vücut sıcaklığı yükselir, köpeklerde ise titreme ve aşırı salya görülür. Bu tablo veteriner hekimin muayene bulgularını da bulandırır. Sakin gelen bir hayvanda üfürüm duyulabilirken, panik hâlindeki bir hayvanda kalp sesleri düzgün dinlenemez.
İkinci sorun bizim tarafımızda: hazırlıksız gitmek. Hekime "ne zaman başladı?" diye sorulduğunda "şey, geçen hafta galiba... ya da iki hafta önce" demek muayeneyi tahmin oyununa çeviriyor. Kedimin idrar yolu şikâyetinde tuvalete kaç kez gittiğini not almış olmam, hekimin doğrudan doğru testi istemesini sağlamıştı.
Kendi rutinimi zamanla şu hâle getirdim:
Veterinere götürme konusunda en çok kafa karıştıran kısım taşıma yöntemi. Kendi denediklerim ve çevremdekilerin deneyimlerinden çıkan tablo şöyle:
| Yöntem | Kime uygun | Artısı | Eksisi |
|---|---|---|---|
| Üstten açılan sert çanta | Kedi, küçük ırk köpek | Hayvanı çıkarmadan üstten muayene edilebilir, sağlam | Hacimli, dolapta yer kaplar |
| Yumuşak kumaş çanta | Sakin, alışkın kediler | Hafif, omuzda taşınır | Panik anında tırmalayıp yırtabilir, destek vermez |
| Tasma + göğüs koşumu | Orta ve büyük ırk köpek | Kontrol kolay, hayvan kendi yürür | Bekleme salonunda başka hayvanla karşılaşma riski |
| Küçük kafes / kemirgen taşıyıcı | Tavşan, hamster, kobay | Havalandırma iyi, temizlemesi kolay | Isı değişimine açık, üstünü örtmek şart |
| Kucakta taşıma | Hiçbiri (kısa mesafe hariç) | — | Kaçma riski en yüksek seçenek |
Kucakta taşımayı tabloya sırf uyarı olsun diye koydum. Otopark ile kapı arasındaki on metrede ürken bir kedinin nereye gittiğini kimse bilemiyor.
Arabada çantayı ayak boşluğuna ya da koltuğa emniyet kemeriyle sabitliyorum; bagaj ve ön koltuk ikisi de kötü fikir. Çantanın üstüne ince bir örtü atmak kedilerde gözle görülür fark yaratıyor, görsel uyaran azalınca sesler de daha az korkutucu geliyor. Camı tam açmıyorum, hava akımı kulak ve gözleri rahatsız ediyor.
Klinikte çantayı yere koymuyorum, mümkünse dizimin üstünde ya da yüksek bir sehpada tutuyorum. Köpekle geldiysem tasmayı kısa tutup diğer hayvanlarla arasında en az iki metre bırakıyorum. Bekleme salonunda "aa ne tatlı" deyip elini uzatan insanlara kibarca "şu an biraz gergin" demeyi öğrendim; bu cümle iki tarafı da koruyor.
Hekim kapıyı kapatmadan çantayı açmıyorum. Sonra notlarımı okuyorum: başlangıç tarihi, sıklık, iştah, su, tuvalet düzeni, verdiğim her şey. Sonra susup hekimi dinliyorum. Sorularımı da önceden yazıyorum, çünkü odadan çıkınca aklıma gelen soru için tekrar randevu almak zorunda kaldığım oldu:
Eve gelince kediyi hemen çantadan zorla çıkarmıyorum, kapağı açıp bırakıyorum, kendi zamanında çıkıyor. Çok kedili evlerde klinik kokusu yüzünden diğer kedinin hırlaması olağan; birkaç saat ayrı odalarda tutmak kavgayı önlü